The impact of internal migration on adoloscent students

Bireylerin alışageldikleri çevreden ayrılarak yeni bir çevreye uyum sağlamasına yol açan göç olgusu ve peşi sıra getirdiği problemler, ergenlik dönemindeki bir grup ile yapılan çalışmalarla ele alınmıştır. Bursa ili örnek alınarak nitel veri analizi yöntemleri ile sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. Ergenlik döneminin baş edilmesi gereken durumlarına ek olarak fiziksel, toplumsal, kültürel çevreleri değişen ergen grubun bu süreçteki uyum, depresyon ve benlik algıları üzerine bir anket hazırlanmış ve 27 öğrenci ile bu üç alt probleme cevap arayan anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bunun yanı sıra 31 öğrenci ile de anket çalışmasına paralel soruların yer aldığı, aynı zamanda bu grubun geri dönme isteğini, madde kullanımını, teknoloji kullanımı ve süresini, arkadaş edinme zorluklarını ele alan sorular eklenmiştir. Bu iki çalışmanın ardından sonuçlar analiz edilmiş ve paralel soruların uygulanan çalışmalardaki cevapları karşılaştırılmıştır.Elde edilen sonuçlara bakıldığında Bursa iline yerleşen öğrenci grubunun katıldığı anket çalışmasında sosyal ortama ve eğitim hayatına adapte olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Fakat yapılan bireysel görüşmelerde buna ek olarak kolay arkadaş edinen ergenlerden bir grup geriye dönme isteği içerisinde olduğunu dile getirmiştir. Bunun yanı sıra soru maddeleri içerisinde teknoloji ve madde bağımlılığı üzerine sorulan sorulara bakıldığında madde kullanımına başvurmadıkları; fakat teknoloji ile geçirdikleri zaman diliminin arttığı ve daha fazla sosyal ağlarda zaman geçirdiklerini dile getirmişlerdir.Ergenlik döneminde iç göç yaşayarak Bursa iline gelen bireylerin durumuna bakıldığında buraya adapte oldukları görülmüştür.

 

The post The impact of internal migration on adoloscent students appeared first on netWorked Youth Research for Empowerment in the Digital society.

THE IMPACT OF PERSONALITY ON SPORTING SUCCESS: RELATIONSHIP BETWEEN COACHING AND SPORTS

Bireylerin spor branşlarını seçerken kendi kişilik özelliklerine göre seçim yapmaları spordaki başarılarını arttıracaktır. Bu bağlamda projemizin amacı sporcuların ve antrenörlerin branşlarını seçerken hangi faktörleri dikkate aldıklarını araştırmaktır. Örneklem olarak 14-18 yaş aralığındaki 27 sporcu ve 16 antrenör seçilmiştir. Seçilen sporcuların branşları; Basketbol, Kayak, Yüzme, Su Topu, Voleybol, Tenis, Futbol, Kick Boks, Triatlon ve Badminton, antrenörlerin branşları ise; Kick-box, Basketbol, Yüzme ve Voleyboldur. Sporcu ve antrenörlere araştırmacıların hazırlamış olduğu Kişisel Bilgi Formu ve Antrenör-Sporcu Envanteri uygulanmıştır. Form ve envanterler bireysel görüşme yoluyla araştırmacılar tarafından yapılmıştır. Antrenör-sporcu envanterinden toplanan bilgiler tanımlayıcı istatistik yöntemiyle analiz edilerek yakınlık, bağlılık ve tamamlayıcılık alt boyutlarına ayrılmıştır. Kişisel Bilgi Formundan alınan verilere göre katılımcıların %58,1’i spor branşlarını seçerken sevdiği ya da ilgisi ve yeteneği olduğunu düşündüğü için, %18,6’sı rastgele, %13,9’u aile ve arkadaş yönlendirmesiyle, %9,3’ü de vücut gelişimi ve sağlık açısından doğru seçim olacağını düşünmüşlerdir. Katılımcıların verdiği cevaplara bakıldığında yaptıkları sporda başarı sağlamaları özellikle düzenli ve sürekli antrenman yapmalarına dayanmaktadır. Dolayısıyla düzenli ve sürekli yapılan antrenmanın yanına bir de temelde kişiliğe uygun alan seçimi eklediğimizde mutlu ve başarılı sporcuların sayısı artacaktır. Öyle ki bireyler yapmak istedikleri sporu seçmeden önce kişilik testleri yapılıp çıkan sonuca göre kendilerine uygun branşa karar vermeleri elde edecekleri başarıyı artıracağı sonucuna varılmıştır.

The post THE IMPACT OF PERSONALITY ON SPORTING SUCCESS: RELATIONSHIP BETWEEN COACHING AND SPORTS appeared first on netWorked Youth Research for Empowerment in the Digital society.

Interview by Felix Petzold about prejudices and stereotypes in religion

Here we have an interview by Felix Petzold, Chair of Didactics of History at University of Augsburg, about prejudices and stereotypes in religion:

Mr. Petzold, are religion-related stereotypes a contemporary problem?

No, religion-related stereotyping is far from a sole contemporary phenomenon. Stereotypes, as they appear today, have mostly grown historically. Humanity uses stereotyping throughout its existence in order to ‘navigate’ in a confusing and complex world. This process is thus a simplyfing strategy. But that’s not all. By stabilizing the results outwards and inwards on both an individual and collective level, stereotypes accomplish the formation and stabilization of identity through the construction of alterity. This describes one of their essential functions then and now.
They are (hi)story educators.

How do you approach stereotypes from your perspective as a specialis, including those related to religion for educational purposes and what may be gained?

Students should have a reflective and self-reflexive usage of stereotypes from a historical and didactic point of view. It also seems essential to understand them in their evolution. In this way of assimilation they become acquainted with the enduring functions and mechanisms of their use and effects. Especially the historical view, which essentially means to historicize them, to make their genesis clear, and to contextualize them, i.e. to analyze them in their becoming effective within historical events, gives learners deeper insights. They recognize that stereotypes are not ahistorical monoliths, but have grown historically, unfolding different efficiencies at different times. Sometimes they flatten to clichés, sometimes they solidify into detailed images. Becoming familiar with the central mechanisms of their use and effect, learners also gain awarness of the problems related with stereotypes; namely, how they became subject of instrumentalization and of abuse over time and space.

This substantial historical-didactical view was also shared in the results of our project: in the linking of religion-related stereotypes and prejudices (such as anti-Jewish stereotypes) or explained as an approach to teaching in one of the so-called units of online training series (Unit 8).

INTERCULTURAL BRIDGE TRANSLATION PROBLEMS IN COMMUNICATION

Çeviri, tarih içerisinde şekillenen ve günümüze kadar önemini korumuş bir bilimdir. Çeviri hakkındaki tartışmalar günümüzde dahi devam etmektedir. Temel görüş ayrılığı çevirinin yöntemi ve amacı hakkındadır. Bir taraf çevirinin kelime kelime ve biçimsel olarak özdeş olması gerektiğini savunurken; diğer taraf kültür ve anlamı temel alarak, çevirinin asıl amacının iletiyi taklit etmek olduğunu savunmaktadır. Çevirmenlerin bu ve tartışılan diğer konular hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için beş kişilik bir grup ile ayrı ayrı görüşme yapılmış ve bu görüşmede çevirmenlere çeviri sorunlarına yönelik on altı soru sorulmuştur. Daha spesifik görüşler elde etmek için aynı sorular mülakat şeklinde yirmi yedi eser çevirisi yapmış bir çevirmene sorulmuştur. Yapılan görüşme ve mülakattan elde edilen verilere göre çevirinin yöntemi tartışmasına kesin bir çözüm getirilemese de çevrilecek metinde kullanılacak yöntemin ve materyallerin çevirmene bırakılması gerektiği önerisinde bulunulabilir. Ayrıca bu verilere dayanarak bilgisayar destekli çeviri sistemleri hakkında yorum ve çıkarımlarda bulunulmuştur. Ülkemizde çevirmenlerin karşılaştığı problemleri belirlemek için görüşme ve mülakat sonuçlarından yararlanılmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre çevirmenlerin çoğu çevirinin Türkiye’ de bilimsel olarak değer görmediğini ve çevirmenler ile yayınevleri arasında telif hakları ile ilgili sıkıntılar yaşandığı düşüncesindedir. “Çevirinin ve çevirmenin değerini arttırmak için Türk Dil Kurumu (TDK), Türkiye Çevirmenler Derneği (TUÇED) ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü belirli kurallar oluşturarak ve caydırıcı bir sistem geliştirerek sorunu çözüme kavuşturabilir.” sonucuna ulaşılabilir.

The post INTERCULTURAL BRIDGE TRANSLATION PROBLEMS IN COMMUNICATION appeared first on netWorked Youth Research for Empowerment in the Digital society.

CORRELATION OF HIGH SCHOOL STUDENTS’S SKILLS AND THEIR ACADEMIC SUCESS

Bu projenin ortaya çıkışındaki en önemli etkenler, ülkemizde lise düzeyine eğitim gören öğrencilerin matematik dersine karşı beslediği önyargı ve bu önyargıdan kaynaklanan zorlanma ve başarısızlık kaygısıdır. Lise düzeyindeki öğrencilerin kanıt ve muhakeme becerilerinin gelişmesi, matematiği bir konsept olarak tamamıyla daha iyi ve kapsamlı anlamalarını sağlamakla beraber başarılarında da bariz bir artışa ön ayak olacaktır. Asıl amacımız bahsettiğimiz ve benzeri sorunların kaynağını bulup olabildiğince düşük seviyeye indirgemektir. Ulaştığımız verileri elde etmek için çalışma grubumuz üzerinde anket ve gözlem gibi çalışma grubumuzun kendilerini ifade edecekleri veri toplama yollarına başvurulmuştur. Elde ettiğimiz bulgular ise, bizi bu tip sorunların eğitimde yetersizlik, kişisel özgüvensizlk vb. gibi farklı sebeplerden kaynaklanmış olabileceğini düşünmeye itmektedir. Kanaatimizce, farklı kaynaklı sorunlara farklı şekilerde müdahale etmek, hem öğrenci hem de çevresi için alınabilicek en verimli sonuçları beraberinde getirecektir. Matematiğin soyut ve soyut kavramlarını idrad edebilen öğrenci nüfusunun artmasıyla bahsi geçen kaygı azalacak, başarı ve matematik adına olası gelişmeler doğal olarak artış gösterecektir.

The post CORRELATION OF HIGH SCHOOL STUDENTS’S SKILLS AND THEIR ACADEMIC SUCESS appeared first on netWorked Youth Research for Empowerment in the Digital society.

LEARNING CAN BE FUN MOBILE GAMES SUPPORTING LEARNING

Bu çalışmamızın asıl nedeni çağımızın büyük bir sorunu olan parmak ile işlem yapmaktır. Bu soruna gidermek için yapılan bu çalışma tasarladığımız her bir kartta matematiğimizde bulunan dört işlemi (toplama, çıkarma, çarpma, bölme) ve dört farklı rengi (kırmızı, sarı, mavi, yeşil) barındırmaktır. İlköğretim düzeyindeki öğrencilerin matematiği eğlenceli bir etkinlik olarak görüp sevebilmeleri, matematik dersine karşı olumlu bir tutum geliştirebilmeleri ve bu sayede matematik derslerinde olan başarılarının arttırılmasına katkı sağlayabilmesi amacıyla yapılan bir çalışmadır. Bu düşünceleri temel alarak oyunun ders işlenmesine yardımcı bir araç olarak kullanılmasının daha olumlu sonuçlara yol açtığı ortaya çıkmıştır. Bu çalışma ile de aynı zamanda çocukların problem çözme yeteneklerini geliştirerek, ezber yerine mantıklarını kullanmalarının sağlanması ve aynı zamanda toplumda daha başarılı bireyler olmalarına da katkı da bulunmasını amaçlamaktadır. Bu sorunların onarılması adına yöntem bölümünde açıkladığımız gibi Uno oyunundan esinlendiğimiz bir Unomatik adlı oyun tasarladık. Bu oyun çocuklar arasında hem çekişmeli rekabetin hem de matematik pratiğinin temelden gelişmesi için büyük bir rol oynamaktadır. Çocukların matematiğe karşı olan bakış açılarını ve ön yargılarını ortadan kaldırılmasında yardımcı olmaktadır ve de yapılan araştırmalara göre Türkiye’de ve dünya çapında 7-10 yaş aralığında çocukların matematiği erken yaşta severek öğrenmeye ve uygulamaya başladıklarında ileriki yaşlarında %67 oranında sayısal zekalarının artığı gözlemlenmiştir. Bu araştırmadan yola çıkarak yapılan oyun projesinde bu değerleri göz önünde bulundurarak hazırladığımız Unomatik oyunu buradan yola çıkarak hazırlanmaktadır.

The post LEARNING CAN BE FUN MOBILE GAMES SUPPORTING LEARNING appeared first on netWorked Youth Research for Empowerment in the Digital society.

Terror and Peace

Terör, ülkemizde tarihin her döneminde meydana gelen şiddet olayıdır. Ülkemizin neredeyse her bölgesinde meydana gelen bu olaylar, tüm vatandaşlarımızı büyük hüzne ve sıkıntıya uğratmaktadır. Aynı zamanda hem psikolojik hem de fiziksel yönden bizleri etkileyen bu şiddet olayının kaynakları, nedenleri ve çözümüne ilişkin toplumsal algıyı anlamak için bu çalışmayı yaptık. Öğretmen ve öğrencilerden oluşan 230 kişilik örneklem grubuna uygulanan 39 soruluk anketle lise düzeyi ve üzerindeki terör algısını belirlemeyi hedefledik. Sorularımız terörün dini, ekonomik, siyasal, sosyal ve eğitim ile ilişkisi  sorgulayacak şekilde hazırlanmıştır. Örneklem grubu  terörün siyasi, ekonomik, etnik, dini, eğitime bağlı nedenlerinin olduğu konusunda hemfikirdir. Bazı etkenler yaş grubuna ve cinsiyete göre farklı yorumlanmıştır. Anket sonuçları, Farklı gruplara göre karşılaştırılmalı olarak pasta grafik ile bulgular bölümünde ve çubuk grafikler ile ekler bölümünde sunulmuştur. Sonuç olarak; terörün dış kaynaklı olduğu, iyi işleyen bir demokrasinin terörü azaltacağı, basın yayın kuruluşlarının doğru bilgi aktarmadığı, dünya barışı diye bir olgunun gerçekleşmeyeceğine dair inancın olmadığı algısı dikkat çekmiştir. Ayrıca terörün dini, siyasal, etnik, ekonomik ve eğitim ile ilişkisinde hepsinin terörü durdurmak için bir etken olduğu ancak eğitim seviyesinin arttırılmasıyla terör arsındaki ilişkinin  daha fazla olduğu algısı ön plana çıkmıştır.

The post Terror and Peace appeared first on netWorked Youth Research for Empowerment in the Digital society.

Turkish as a second language: The challenges of learning Turkish faced by foreign students

Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de eğitim gören yabancı uyruklu lise öğrencilerinin eğitim öğretimlerinde yaşadıkları sorunları ve çözüm önerilerini yabancı uyruklu öğrencilerle yapılan kişisel bilgi ve görüşme formlarından yola çıkarak ortaya koymaktır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması olarak desenlenmiştir. Araştırmada yabancı uyruklu lise öğrencilerinin yaşadığı sorunlar derinlemesine incelenmiş, bütüncül bir yaklaşımla öğrencilerin bu durumu nasıl etkiledikleri, Türkçeyi öğrenme sebepleri, yaşadıkları sorunlar ayrıntılarıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma, Antalya ili Alanya ilçesi Anadolu-Fen lisesinde yabancı öğrencilere Türkçe dersi veren dört öğretmen ve otuz yabancı uyruklu öğrenci ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden oluşmuştur. Araştırma sonucundaki veriler, içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Çalışmada yabancı öğrencilerin dil edinimini zorlaştıran faktörlere değinilmiş; İran, Suriye, Rusya, Azerbaycan, Ukrayna, Beyaz Rusya, Gürcistan, Tayland, Vietnam, Dubai, Kırgızistan, Kazakistan, Danimarka, Almanya gibi Asya ve Avrupa ülkelerinden gelen lise öğrencileri ile yazılı ve sözlü uygulama çalışmaları yapılmıştır. Araştırmadaki bulgulardan hareketle yabancı uyruklu öğrencilerin, okul içerisinde derslerde öğretmenlerini anlamadıkları, arkadaşları ve çevreleriyle iletişim kuramadıkları, duygu ve düşüncelerini ifade etmekte zorlandıkları, derslere katılamadıkları, bunun sonucunda ise akademik anlamda başarılı olamadıkları, Türk kültürünü ve insanlarını tanımada pasif kaldıkları, Türkçeyi öğrenmenin yavaş seyretmesi sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmada öğrencilerin eğitim-öğretimde yaşadıkları sorunların çözümüne yönelik öneriler açıklanmaya çalışılmış, bu öğrencilerin kendi kültürleri dışında Türk kültürünü ve insanını tanımaları, akademik anlamda başarı elde etmeleri, dili doğru şekilde öğrenip bakış açılarını geliştirmeleri hedeflenmiştir. Araştırmadaki öneriler denklik standartları oluşturulması, okullarda seviye belirleme sınavlarının yapılması, Türkçeyi öğretmesi için çok dilli öğretmenlerin atanması, okullarda danışman öğretmenlerin bulunması, kaynak kitapların devlet tarafından temin edilmesi, Türk ve yabancı öğrencilerin kaynaşması için sosyal etkinliklerin düzenlenmesi öneri olarak geliştirilebilir. 

The post Turkish as a second language: The challenges of learning Turkish faced by foreign students appeared first on netWorked Youth Research for Empowerment in the Digital society.

A new partner is on board

A very good news from MOVES…

We are happy to announce that the The Center for Inclusive Schools joins WYRED as a new partner. This Center  is one of the few locations in Vienna that offers a multitude of  special and supportive educational settings such as family classes, classes for children with special needs and elementary school integration, as well as multi-level integration classes on secondary 2 level. School life in the Center is characterized by a maximum individualisation and differentiation.

Our 18 new participants are already experienced in political participation as they took part in a co-creation process in the student parliament of their district for newly designing the location around their school.

Though it is not easy at all for them to concentrate for a longer period of time, within two social dialogue-sessions the children already successfully defined the topics and developed the research questions they are interested in.

So what are the ambitious projects they intend to work on in the next weeks? Some will explore the internet to find out how female and male influencers present themselves on YouTube. Some will write a Rap Text about their identities in social media. Others will research the question, how fake-news can be identified in the internet and one further group will define dos and don’ts to be safe when using it. We are very proud to have these young people in the project showing us how inclusion in practice works.

Soon results will be available in their community on the platform – we will go on informig you!

The post A new partner is on board appeared first on netWorked Youth Research for Empowerment in the Digital society.

Biology beyond borders

Hi, my name is Begum Dobrucali. I am sixteen years old. I live in Istanbul. I am an 11th-grade student at Atasehir 1 Doga College.

I wanted to make a project in Biology lesson from the beginning of the school, so I was always with my Biology teacher. I tried to follow her to be able to ask more and more questions about a Project. Her ideas were very important to me. I was always asking myself these questions;

What should I do? How can I do it? Where should I start?

I began to take notes of the problems around me and tried to produce solutions for them. One day on the beach I saw that the color was different at some parts of the sea surface. Some parts had a turquoise color. I took note of this as well. After that, in a fewdays’ time I saw the news about color changing ofsea due to the explosion of algae on television. Marmara Sea had become turquoise color. Then I started to research about algae. After I had learned that it is beneficial to human health, I decided to use algae in my project. Later, I started to think what I would produce. If algae could produce pigment, I thought I could produce organic food coloring. When I think about food coloring, all colorful candies and sweets come to my mind and of course most of the society love these sweets and candies especially the young ones. This means that there is a big problem. Because the synthetic food dyes in these desserts and candies jeopardize our health with the carcinogenic substances they contain.

When I found my project idea, I immediately went near my biology teacher. She had liked the idea very much. To get more information about this subject, we contacted to one of the assistant professors at Bosphorus University. He told us about the studies done with algae before for us. Finally, we decided to make organic food coloring in blue. That was the story of the emergence of my project.

Since I started to this project willingly and I began to spent all my free time researching this interesting subject. On the contrary, I was excited to make the project first and wonder about why no one has done this project before, or I was worried that they could not get positive results. Day by day the project slowly took its final form and blue coloring food coloring appeared.

Must the trial come to the stage of observation? The result was positive. My project was ready. Backward only the report section was left. I can’t say this part was fun but it had to be written at the last step.

I could not believe at first when I learned that I received an invitation to the Mostratec Science Olympics. How can my project be selected within hundreds of projects? On the other hand, I was happy but after a while this changed the place of joy with concern.

The biggest problem for me was that my English was not good enough. I was wondering if I could talk when I got there.” Could they understand me? How can they ask questions? what do I do if I don’t understand the questions asked? “These weresome of the questions that arised in my mind. I couldn’t remember how many times I made rehearsal about the project again before I went to Brazil, you can’t know how many nights I couldn’t sleep. But time passed very fast and I was at the airport. I was very uneasy. My face turned into white and I had a lot cramps on my stomach because of my excitement. On the board on the one hand, I curled into the seat, on the one hand, I was still trying to repeat what to say.

We finally came to Brazil. The first day we had registered and prepared the table. Meanwhile, I was relieved a little. There was no problem and I had told them about my troubles. I was relieved after telling my project once or twice in the following days. The translators there were high school students and this made me feel very comfortable. Because I could get along with them more easily and get used to the environment faster. I was told the same project hundreds of times, after a while, everything became easier. As for the judges, old, hard and critical types had come to my mind when I was dreamed. Whereas the judges who met me were friendly, sympathetic and curious.

In the award ceremony, the excitement of everyone and the joys of the winners of the award ceremony were worth seeing. The most difficult part of this competition was to say goodbye to each other after the ceremony. This contest did not pass as I had afraid before, everything was perfect. During my time in Brazil, I saw that I could easily do what I said I could not do, and I was more confident. When I encountered a problem, I saw that I could stand under it and learned not to give up. In fact, I saw that I could express myself by speaking English, I broke my prejudices. I had the opportunity to get to know different cultures by getting to know many people who have been living.

In fact, I started to learn different languages from my friends who I still talk to.

I’ve been able to understand how far I can cross my borders with Mostratec.

The post Biology beyond borders appeared first on netWorked Youth Research for Empowerment in the Digital society.